Bunun öncesinde ve sonrasında başka aşamalar var mı? Geçen haftaki yazının sonundaki “biyolojik yapımızın dünyayı okuma biçimimize müdahale edebileceğini unutmamak gerek” ifadesi bu aşamalardan birine mi işaret ediyor? Ya da usul derken neyi kastediyoruz? Düşünme ve karar verme süreçlerini incelerken bu usul meselesi nasıl gündeme geldi?
Sorular çok. Doğruyu söylemek gerekirse bende hazır cevapları da yok. Bu sütunda bu cevapları irdeliyoruz aslında. Bu çerçevede nasıl düşündüğümüzü anlamaya, “düşünme eylemi”nin nasıl gerçekleştiğini ortaya koymaya çalışıyoruz. Eylemin cereyan ediş biçimine odaklanmaya çalışıyoruz. Bir marangozun tezgahtaki aletlerine baktığı çekici, keskiyi, keseri ne zaman, nasıl kullanacağını zihninde kurgulamasına benzer bir yaklaşım bizimki. Marangozumuzun ilgilenmiyoruz. Nasıl yaptığını anlamaya çalışıyoruz. Bir mobilya yapmak için hangi becerileri ne zaman ve nasıl kullandığına bakıyoruz. O nedenle bu yaptığımız denemeye üslup çalışması adını veriyoruz. Daha önceki yazılar bir nevi düşünme ve karar verme sürecine giriş yazılarıydı. Şimdi konuyu biraz daha derinlemesine inerek kurcalıyoruz.
Evet, olaylara odaklanılması, tarihi birikimin ve toplumsal ilişkilerin olayları şekillendirdiğini dikkate almak ve olayların daha büyük sistemlerin parçası olduğunu düşünerek bütüne işaret etmek, bir okuma (yani algılama) usulüdür. Fakat okuma usülü bunları yapmakla tamam olmuyor. Bir de bunun öncesi var.
Şu sorunun da sorulması ve cevaplandırılması gerekiyor. Acaba olay veya olgu dediğimiz şeyin bir olay veya olgu olduğunu nasıl anlıyoruz? Burada ontolojik veya epistemolojik bir tartışmaya girmek düşüncesinde değilim. Çünkü ontoloji ve epistemoloji ile ilgili kabullerimiz ne olursa olsun, algıladığımız dünyada yaşıyoruz ve usul dediğimiz şey, bu algıladığımız (veya algıladığımızı zannettiğimiz) dünyanın varlığı veya neden var olduğu ya da bu varlığı nasıl bildiğimiz sorularla ilgilenmiyor. Usul bu konuları tartışmıyor. Fakat hemen söylemeliyim ki, fenomenolojiden de farklı bir şey bu.
Biz, elimizdeki çekicin ve önümüzdeki tahtanın gerçekte var olup olmadığını sorgulamıyoruz. Bizim kafamızı kurcalayan şey, elimizdeki keski kullanmaya tahtanın neresinden başlamak daha iyi olur sorusu. Sıradan bir marangozuz biz. Sıradan insanlarız. Sıradan insanların nasıl düşündüğünü anlamaya çalışıyoruz.
Bunu da işi karmaşıklaştırmadan yapmaya çalışıyoruz. Bu işin arkasında bir felsefe yok. Herkesin ister bir bilim adamı ister alelade bir insan, herkesin bir konuyu ele alırken nasıl davrandığını anlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız iş önemli. Bunu kabul ediyorum. Ama karmaşık değil. Bilakis son derece basit. Basit bir şekilde basit bir eylemi irdeliyoruz. Ve bunu sadece gözlemlerimizle yapıyoruz. Eğer bu noktayı sürekli göz önünde tutmazsak, çok karmaşık ve yüksek düzeyli bir iş yaptığımız zehabına kapılır bağlamdan kopabiliriz.
Devam edeceğiz.