İnsan teknoloji ile yaşamaya kolay adapte oldu. Yapay zeka, akıllı şehirler, otonom araçlar, siber alem ve internet kazanımları… Peki insan kendi eliyle oluşturmaya başladığı teknolojik yaratıklarla yani insanilerle beraber yaşamaya hazır mı?
Allah’ın yarattığı canlıların en şereflisi olan insan şimdi de hayatını kolaylaştırabilmek için teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak kendisine benzer hatta teknik açıdan mükemmel cihazlar üretti ve artık bunlarla beraber yaşamak zorunda.
Peki toplum bu kaynaşmaya hazır mı? Mevcut Anayasalar, kanunlar, yönetmelikler, tüzükler yani ortak yaşam müktesebatları buna uygun mu? Bir insan kendi oluşturduğu insanı ile sanal evrende evlenmek isterse, ne olacak ?
Toplum insanlık tarihi boyunca bu kadar hızlı ve en derin dönüşüme şahit olmadı. Bu değişim endüstri devrimlerinde olduğu gibi sadece üretim biçimlerini değil; çalışma hayatını, sosyal yapıyı, adalet anlayışını ve demokrasiyi de köklü biçimde etkiliyor.
İşte, Japonlar 2011 yılından bu yana bu işe kafa yormaya başlamışlar.
Önce Japon Parlamentosu, dijital dönüşümü tüm yönüyle araştırabilmek için komisyonlar oluşturmuş. Yasal düzenlemelerin çalışması yapılmaya başlanmış daha sonra hükümet bu çalışmaları bakanlıklar arasında yayarak, ortaya insan onurunu, toplumsal dengeyi ve kamu yararını merkeze alan bir çerçeve oluşturmuş. 2017 yılında Almanya’nın Hannover şehrinde düzenlenen CeBIT fuarında, dönemin Japonya başbakanı Shinzō Abe bu felsefeyi tüm dünyaya duyurdu: Society 5.0 yani Toplum 5.0…
Toplum 5.0’ın temel iddiası şudur: Teknoloji, insan için vardır. Verimlilik kadar adalet, hız kadar etik, büyüme kadar toplumsal refah da önemlidir.
Japonya “Toplum 5.0” felsefesini ortaya koyarken , “Teknolojinin insanlar tarafından tehdit olarak algılanmamasını, teknolojinin toplum içinde uyumunu merkeze almış durumda…. Ancak hızla gelişen sanal teknolojiler insanlar arasında çoğunlukla korkuyla karışık bir hayranlık duygusu yaratıyor. “hayranlıkla karışık korku” ile karşılık buluyor.
“Toplum 5.0” felsefesini ise KEIDANREN’in (Japon Ekonomik Organizasyonlar Federasyonu) hazırladığı 26 sayfalık çalışma tüm dünyaya anlatıyor.
İlk insanın doğuşundan bugüne kadar olan süreci bölümlere ayıran çalışmada toplumları “Avcı Toplum”, “Tarım Toplumu”, “Endüstriyel Toplum”, “Bilgi Toplumu” ve “Akıllı Toplum” (Toplum 5.0) olarak beşe ayırıyor. Buna göre, insanoğlunun ilk toplumsal yapısı avcılık ve toplayıcılıktan güç alan bir birliktelik içeriyordu. İlk çağlarda İnsanlar yaşayabilmek için avlanmak zorundaydı. Daha sonrasında besin kaynaklarını, çeşitlendirmek istedi. Ve insanlar ilk üretim faaliyetleri olan tarıma başladı .
Tarım beraberinde kitlesel çatışmaları da getirdi: Ardından endüstriyel topluma geçiş sağlandı. Buhar teknolojisinin katılımıyla ulaşım kolaylaştı, endüstriyel ürünlerin üretimi hızlı ve kaliteleri arttı.
Sonunda günümüze bilgi toplumuna ulaşıldı. Dijitalleşmenin tavan yaptığı bu toplumda, üretim çok daha büyük bir ivme kazandı.
Dünya şimdi yeni toplumu tartışıyor, peki Türkiye bu konuda nerede?
Ülkemizde dijital kazanımlar tüm hızıyla devam ediyor ama bunların sosyal hayata yansımasını tartışmıyoruz.
Toplum 5.0 yaklaşımı Türkiye açısından da son derece kıymetli bir imkân sunmaktadır. Genç nüfusu, güçlü devlet geleneği, dijital kamu altyapısı ve köklü meclis tecrübesiyle Türkiye, dijital çağda insanı merkeze alan bir toplumsal dönüşümün öncülerinden biri olabilir.
Bugün burada, Society 5.0’ı konuşurken “Geleceği yalnızca akıllı mı, yoksa aynı zamanda sosyal bir ortamda mı oluşturacağız?