Müslüman saati

Çok şükür, şükürsüz nankörlerin uydurduğu hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, barınma sorunu, zengini daha zengin ederken yoksulu daha da yoksullaştıran bozuk düzen gibi yapay gündemlere pek gelmedi sıra.

Nasıl başlarsa öyle gidermiş, bu sene de geçen seneyi aratmayacağa benziyor, müsterih olabiliriz.

Yine de dikkatte yarar var, fitneciler boş durur mu, Allah bilir ya ne fesatlıklar peşinde milletin gerçek gündemini saptırıp kafasını karıştırmaya uğraşacaklardır...

Ola ki pantolonla, ceketle, yılbaşı süslemeleriyle, müzikle, eğlenceyle, miladi takvimle kavga çok sıkarsa diye şimdiden ilave mevzu öneriyorum. Haçlı Batı'nın alafranga saat sistemine karşı da anlı, şanlı bir kavga başlatıp artık özbeöz ecdadımızın ezani saatine dönüş kampanyası açılsın.

Malumunuz, eskiden 'alaturka' dedikleri gurubi saat kullanılırdı. Gün batımını başlangıç alarak yeni günü akşam ezanıyla başlattığı için, ezani saat de denirdi. 

Alafranga olansa zevali saatti. Güneşin battığı değil, en tepede olduğu öğle vaktini esas alıyordu.

Yüzyıl önce Doğu saatini terk ettik. Bugünkü Batı saatine geçtik. 1912'de Dahiliye Nezareti, alafranga saati zorunlu kılan bir genelge yayımladı. Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925'te de kanuna bağlandı. "Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gün, gece yarısından başlar" hükmü kondu.

Zamanı ölçmekte kullandığımız sistemi yerlileştirmeyi, kendi saatimize dönmeyi 2026'da da tartışmayacaksak daha hangi yıl tartışmaya açacağız?” diye yazdı geçtiğimiz günlerde bir köşe yazarı. Biraz müstehzi, biraz hafife alır bir şekilde. Maksadı, asıl gündemin “geçim sıkıntısı, barınma sorunu, zengini daha zengin ederken yoksulu daha da yoksullaştıran bozuk düzen” olduğunu vurgulamak olduğunu anlıyoruz tabii, fakat, bunun için “kendi saatimize dönmeyi” tartışmanın boş bir işmiş gibi göstermesi gerekli miydi? 

Toplumların, zaman algıları ile dünyayı algılamaları arasında bir paralellik bulunduğunu ileri süren biri olarak bu yazıya kayıtsız kalmak istemedim. Aydınlarımızın toplumsal değerlere yaklaşımlarını eleştiren biri olarak da bu konuda bir şeyler söylemem gerektiğini düşünerek usul konusuna zorunlu bir ara veriyorum. 

Aydınlarımızın toplumun gerçeklerini doğru izlemesi gerekiyor. Toplumumuzun bugün adeta ikili bir zihniyet dünyasında yaşadığını görmezden gelmemeleri gerekiyor. Daha önce yazdım, insanlarımızın bir bölümünün tasarruflarını katılım bankalarına yatırmasının, tasarruflarıyla altın biriktirmesinin bir nedeni var. Bu gerçeği beğenip beğenmemek, yanlış veya doğru saymak, ekonomik mantığa aykırı bulmak ayrı bir mesele, ama bunların insanların değerleri ve dünyayı nasıl okuduklarıyla ilgisinin olduğunu kabul etmek gerek. 

Saat meselesi de böyle. İkili bir saat algımız var. Toplumumuzda ezani saat ortadan kalkmış değil.  Hala yaşayan bir olgu. Sadece farkındalık zayıflamış durumda. Namaz saatlerinin muvakkitler tarafından değil de önceden belirlenmiş olarak takvimlerde ilan edilmesi bizi yanıltmamalı. Ezan vaktini güneşe göre düzenlediğinizde şairin dediği gibi bütün yeryüzünün sürekli bir ezan sesiyle çınlaması kaçınılmazdır. Büyük düşünürümüz Sezai Karakoç’un dediği gibi İslam’ın zamanı şekillendirmesinin sonucu bu. Kısaca, toplumda Müslüman kesim var olduğu sürece zamanı ezani saatle okumamak mümkün değil zaten. 

Peki biz saatlerimizi niye Batı saatine göre ayarladık? Çünkü “zamanı bir başka şekilde daha ölçme” ihtiyacı duyduk. 

Bizde zaman, yaşanan bir olguydu. Ya da yaşamın kendisiydi zaman. Hala da öyledir. Ama toplumsal ritim, gelişen ve dönüşen ekonomik hayat, zamanı eskisinden farklı biçimde ölçümlemeyi gerekli kılmıştır. Tıpkı Batıda olduğu gibi.

Bilindiği gibi, mekanik saatlerin tarihi 12. Yüzyıla kadar gider. O tarihlerde, Cizre’li Artuklu saray mühendisi El-Cezeri mekanik saatlerin yapımını mümkün kılan prensipleri ortaya koymuştur. Cezeri, dişli, ağırlık, su şamandıra sistemlerini geliştiren kişidir.  Kullandığı kam mili bugün otomotivin de temelidir. Dişli senkronizasyonu, otomasyon El Cezeri’nin buluşları arasındadır. Programlanabilir su saatlerinin de icatçısıdır. Fil Saati, Kule Saati onun eseridir. Cezeri otomatik abdest makineleri de yapmıştır. Saatler üzerindeki çalışmaları, muvakkitlerin yüzyıllardır yaptıkları namaz vakitlerini belirleme işini daha da hassas hale getirmiştir. 

Batının Cezeri’nin prensiplerini kullandığını ve 13. Yüzyılda mekanik saatleri geliştirdiğini biliyoruz.  Bu saatler 14. Yüzyıl boyunca önce manastırlara ve kilise kulelerine sonra şehir meydanlarına yerleştirilmiştir. Ortaçağ Avrupa’sında zaman, kilise merkezlidir. Gün dua zamanlarına göre matins (gece-uyanıklık), lauds (şafak), prime (sabah), terce (kuşluk), sext (öğle), none (ikindi), vespers (akşam), copline (gece) şeklinde bölünmüştü ama dakika hassasiyeti yoktu. 15-16. Yüzyıldan itibaren saat kuleleri şehirlerde çoğalmaya başladı. Pazar saatlerinin, vergi ve mahkeme zamanlarının, çalışma saatlerinin belirlenmesi ihtiyacı ortaya çıktı ve zamanın ölçülmesi toplumsal hayatın düzenlenmesi için vazgeçilmez oldu. 

Sanayi devrimi zaman ölçümünün daha da hassas hale getirilmesini zorunlu kılmıştır. Telgrafın yaygınlaşması, tren seferleri, artan ticari sirkülasyon ve fabrika üretimi, dakika ve saniyenin zaman ölçümünde yer almasını gerektirdi. Bütün bu gelişmelere olurken bölgeler arası ilişkilerin ve ekonomik entegrasyonun artması zamanı ölçme sistemini de yaygınlaştırdı. 

Wishnizer şöyle yazıyor “saatlerin hesaplanmasında meydana gelen değişliklere rağmen, zaman tamamen yerel bir şey olarak kalmaya devam etti ve her toplum kendi saat sistemini korudu. Taşımacılığın ve iletişimin yavaşlığı nedeniyle bu yerel saatlerin senkronizasyonu hem imkânsız hem de gereksizdi. 1840’lardan itibaren telgraf sistemleri uzak bölgeleri geniş kapsamlı hızlı iletişim ağlarına almaya başladı ve saat sistemlerindeki farklılıklar giderek artan biçimde sorun olarak algılanmaya başladı. Çok sayıda yerel saat bulunması demiryollarının işletilmesinde de sorunlara neden oluyordu. Zaman artık bir para ve hem de büyük para meselesi haline gelmişti. Küreselleşen bir ekonomide, sermaye akışı düzenli ve öngörülebilir mal, bilgi ve insan akışına bağlıydı. Bu akışı kolaylaştırmak amacıyla, yeni oluşan taşımacılık ve haberleşme ağları standart bir zaman sistemini gerekli kılıyordu. Kısacası, 1884’teki ilk Meridyen Konferansı’nın toplanmasının asıl nedeni buydu … konferansta Greenwich Gözlemevi’nin bulunduğu yerin boylamı başlangıç boylamı olarak tespit edildi ve boylamlar buradan başlanarak sayılmaya başladı. “Evrensel “Gün”ün, Greenwich Vasati Saati’ne göre gece yarısından başlatılmasına ve günün saatlerinin sıfırdan başlanarak yirmi dörde kadar sayılmasına karar verildi”. 

Evrensel Gün’ün uygulamaya geçmesi hemen olmamış, Japonlar, 1888’de, Almanlar 1893’te İspanya 1901’de bu sistemi benimsemişken, Fransa’nin sistemi benimsemesi 1911 yılını bulmuştur. 

Wishinizer’in anlatımından Evrensel Gün uygulamasının kabulünün ve saatlerin senkronize edilmesinin küreselleşmenin bir sonucu olduğu görülmektedir. Küreselleşmenin ortaya çıkardığı ekonomik sistem zamanı da evrensel boyutta ölçmeyi zorunlu kılmıştır. 19. Yüzyılın başında ülkelerin ulusal piyasalarını kurmaları ve birleştirmelerinin sonucu olarak saat kuleleri yaygınlaşmışken, ekonominin küreselleşmesiyle de uluslararası standart benimsenmiştir. 

Osmanlı döneminde 19. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan demir yolları yatırımları yüzyılın sonunda hız kazanmıştır. 1889 yılında İstanbul Viyana’ya demiryolları üzerinden bağlantılı hale gelmiş, Bağdat ve Hicaz demiryollarıyla da doğuya uzanma eğilimine girmiştir . İletişim ağı konusunda Osmanlı yatırımları demir yollarına göre çok daha ileridedir. Osmanlı Devleti 1877 yılında dünyanın en gelişmiş telgraf ağına sahip yedinci ülkesiydi.  Modern haberleşme ağına rağmen, ki saatlerin hassas biçimde ölçülmesini gerekli kılmaktadır, saat kulelerinin yaygınlaşması 1901 yılından sonra gerçekleşmiştir. II. Abdülhamit’in bu tarihte valilere gönderdiği iradeyle saat kulelerinin yaygınlaştırılması Osmanlı Devleti’nin iç ekonomik entegrasyonun bir adımı olarak düşünülebilir. Ancak, bu iç pazar entegrasyonu girişimi Batı’ya göre biraz gecikmelidir. Türkiye’nin küresel ekonomiye entegrasyonuna yönelik olarak uluslararası saat sistemini benimsemesi ise buna göre daha hızlı olmuş ve 1925’te gerçekleşmiştir. Bu tarihte ülkenin uluslararası ekonomiye eklemlenme derecesi iç pazarın bütünleşmesinden daha yüksektir. (İç pazarın bütünleştirilmesinin kurumsal adımı 1931 Ölçüler Kanunuyla atılmıştır. Bu konu üzerinde ayrıca durulabilir) 

Özetlemek gerekirse, açıkça görülüyor ki ekonomik hayatın gelişimiyle kullanılan saat sistemleri arasında yadsınamaz bir ilişki var. Batı ekonomik ve teknolojik gelişmelerine paralel olarak saat sistemlerini değiştirmiş. Batı’ya yetişmek çabasındaki medeniyetlerin hepsi de bu gelişmelere ayak uydurmaya çalışmış ve bu çerçevede ekonomik hayatın ritmini düzenleyen saat sistemlerini de benimsemek zorunda kalmışlardır. 

Şimdi tekrar yazarımızın “kendi saatimize dönme” tartışma önerisini ele alacak olursak ne söylemeliyiz? Bu tartışma Tanzimat’tan beri yapılan bir tartışmadır aslında. Batı medeniyeti karşısında yenilen bütün medeniyetlerde yapılan benzeri tartışmalar gibi. 19. Yüzyılın sonunda ve 20. Yüzyılın ilk yarısında Batı karşısında ezilen Japonya ve Çin yaptıkları hamlelerle Batı karşısına yeniden büyük bir ülke olarak çıkabilme başarısını gösterebilmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan devletimiz ve genelde İslam dünyası ise hala gerekli adımları atmaya çalışmaktadır. 

Aslında Türkiye’de sorunumuz ne hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, barınma ne de bozuk düzendir. Bu sayılanlar sonuçtur, neden değil. Yoksa neden neredeyse her yirmi yılda bir aynı sorunlarla boğuşalım. Her yirmi yılda bir aynı ekonomik sorunlar benzer siyasi çalkantılar, benzer dış politika sorunlarıyla yüz yüze gelmeyi nasıl açıklamamız gerekir?

Aydınlarımız maalesef büyük resmi ve olgulara ilişkin süreci görmemekte ısrar ediyor. Üstelik halkımızın bir takım Batı adetleri ve sembollerine neden hala çocukça karşı çıktığını anlamayıp müstehzi bir şekilde eleştiriyorlar. 

Evet biz sıradan insanlar böyleyiz. Meseleleri tam olarak kavrayamadığımız için çocuk masumiyetine ve saflığına sığınarak çocukça tepkiler verebiliyoruz.  Ama aydınlarımızın meseleleri derinlemesine kavrıyor olmasını ve verdiğimiz tepkilere gülmeyip çözüm üretmelerini ve meselenin “kendi saatimize dönmek” değil, kendimize gelmek olduğunun farkına varmalarını bekliyoruz.


Baki Alkaçar

13.01.2026 09:38:00


Osmaniye’de bir haftada 88 şüpheli yakalandı

Rusya’dan Ukrayna’ya gece boyunca füzeli saldırı: 4 ölü

Samsun’da kavşakta kaza: 1 yaralı

Parfüm hırsızları adli kontrol şartıyla serbest kaldı

Köyde rahatsızlanan kadın için ekipler seferber oldu

Uyuşturucu operasyonunda bin 276 hap ele geçirildi

Bu karışımla kış hastalanmadan geçiyor

Sahnenin yıldızları göz kamaştırdı

Tesla ile çarpışan motosikletteki 2 kişi metrelerce savruldu

Baylan Pastanesi’nin kaçak kısımları yıkılıyor

Sağlık personeline tüberküloz eğitimi

Araştırma Hastanesi’nde "Başarılı Öz Değerlendirme" süreci

Çanakkale’de kaybolan 24 küçükbaş hayvan jandarma tarafından bulundu

Jandarma ekipleri aranan 3 şahsı yakaladı

Bursa’da can pazarı... Ters yöne girdi, 6 yaralı

Van’da kuyumcunun altın ve paralarla kayıplara karıştı iddiası

Gönen’de ev yangını: Çatı alevlere teslim oldu