Bu kez bir dağın eteklerinde ya da rüzgârın sert estiği uzun düzlüklerde değiliz. Hikâye, ahşap bir pistin üzerinde, saniyenin binde birine sıkışmış bir mücadelede yazılıyor. Avrupa Pist Bisikleti Şampiyonası, 1–5 Şubat tarihleri arasında Konya’da pedala basıyor. Ve bu, yalnızca bir spor organizasyonu değil; Türkiye bisikleti adına atılmış güçlü bir imza.
Konya Olimpik Velodromu’nun kapıları açıldığında içeri girenler sadece sporcular değil. Avrupa’nın köklü pist geleneği, olimpiyat hayalleri, yılların biriktirdiği rekabet ve biraz da merak bu piste taşınıyor. Tribünlerdeki gözler velodromda, kalpler ise ekran başında atıyor. Çünkü bu elit şampiyona Türkiye sınırlarının çok ötesinde yankı buluyor. TRT Spor’dan Eurosport 2’ye, L’Equipe’ten RAI Sport’a, VRT ve Eurovision Sport’a kadar uzanan yayın ağı sayesinde yarışlar 40’tan fazla ülkede yaklaşık 230 milyon haneye canlı ulaşıyor.
“Konya neden?” diye sorarsan, cevabı net. Türkiye’nin ilk olimpik standartlardaki kapalı velodromu burada. 250 metre uzunluğundaki ahşap parkur, pist bisikletinin tüm sertliğini ve zarafetini aynı anda taşıyabilecek bir altyapıya sahip. Sporcuların virajlarda neredeyse yere paralel eğildiği, her frenin ve her atağın bir stratejiye dönüştüğü bu pistte zaman gerçekten milimetrelere ayrılıyor. 2025’te UCI Uluslar Kupası’na ev sahipliği yapan bu tesis, şimdi Avrupa’nın en prestijli elit organizasyonlarından biriyle çıtayı biraz daha yukarı taşıyor.
Beş gün boyunca sprintten keirin’e, omniumdan madison’a kadar pist bisikletinin tüm disiplinleri burada sahnede. Yol bisikletinde alıştığımız uzun anlatılar yok; pistte her şey kısa, keskin ve affetmeyen bir hızla ilerliyor. Bir anlık dalgınlık, aylar süren emeği silebiliyor. İşte bu yüzden bu piste çıkan isimler sıradan değil. Olimpiyat ve dünya şampiyonluğu yaşamış tecrübeli sporcular, yeni neslin cesur sprinterleriyle yan yana start alıyor.
Konya’da göze çarpan isimlerden biri, pist bisikletinin en saygın figürlerinden Roger Kluge. Olimpiyat ve dünya şampiyonluklarıyla kariyerini taçlandırmış Kluge, bu pistte yalnızca madalya için değil, mirasını sürdürmek için de yarışıyor. Sprint disiplininde ise gözler Emma Finucane’de. Henüz 23 yaşında olmasına rağmen dünyanın en hızlı kadın bisikletçileri arasında gösterilen Finucane, Konya’da yalnızca kürsüyü değil, rekor çizgilerini de zorlamayı hedefliyor.
Avrupa Bisiklet Birliği ile Türkiye Bisiklet Federasyonu’nun ortaklaşa düzenlediği bu şampiyonada, 30’dan fazla ülkeden yaklaşık 315 elit sporcu start çizgisine geliyor. Kadınlarda 134, erkeklerde 181 sporcu; toplamda 22 farklı pist disiplininde madalya için mücadele ediyor. Her tur, her çıkış, her son sprint bir hesap işi.
Ev sahibi Türkiye açısından bakıldığında bu organizasyonun anlamı daha da derin. Türk pist bisikletçileri, böyle bir Avrupa sahnesine kendi evlerinde, kendi seyircilerinin önünde çıkıyor. Yıllardır sessizce yapılan altyapı yatırımları, sabırla örülen projeler tam da burada karşılığını arıyor. Sonuç ne olursa olsun, bu sahnede olmak bile başlı başına bir kazanım.
Elbette hikâye sadece pistte yazılmıyor. Konya, Selçuklu mirasıyla, Mevlânâ’nın dinginliğiyle yaşayan bir şehir. Gün içinde velodromda nabız yükselirken, akşamları şehir bambaşka bir ritme bürünüyor. Sporcular ve ekipler için etli ekmek, fırın kebabı ya da bamya çorbası; hepsi birer toparlanma ritüeline dönüşüyor. Çünkü pistte hız kazanmak için önce zihnin sakinleşmesi gerekiyor.
Tribündeki seyirci içinse bu yarışlar başka bir deneyim sunuyor. Yol kenarında pelotonu birkaç saniyeliğine görmek yok; burada mücadele gözünün önünde, defalarca dönüp duruyor. Aynı yüzü, aynı bisikleti, aynı atak denemesini tekrar tekrar izliyorsun. Bir süre sonra sen de işin içine giriyorsun: “Bu tur hazırlıktı, asıl hamle şimdi geliyor.”
Beş günün sonunda madalyalar boyunlara takılacak, pist yeniden sessizleşecek. Ama Konya’da geriye daha büyük bir şey kalacak: Avrupa’nın en hızlı bisikletçilerini ağırlamış, pist bisikletinin dilini öğrenmiş ve bu disiplinin haritasına adını yazdırmış bir şehir.
Belki yıllar sonra bir Türk sporcunun büyük bir pist zaferini konuşurken, dönüp buraya bakacağız.
Ve “Hatırlıyor musun?” diyeceğiz,
“Her şey Konya’daki o Avrupa Şampiyonası’yla başlamıştı.”