İbrahim Aybar

Tarih: 02.01.2026 15:19

2026 başında otomotiv sektörümüz: Güçlü altyapı, kritik eşik

Facebook Twitter Linked-in

Yeni bir yılı hep birlikte yine ümit ve dileklerle karşıladık. Önümüzde çözüm bekleyen bir yığın stratejik konu da bizimle beraber yeni yıla girmiş oldu.

Tabii burada sadece otomotiv sektörümüze değinmek istiyorum. Sosyoekonomik açıdan çözümü bu yıla kalan diğer konuları uzmanlarına bırakalım.

Otomotiv sektörümüz, küresel ölçekte önemli bir üretim ve ihracat merkezi olan konumu ile yeni yıla girdi. Bununla beraber teknolojik dönüşüm, regülasyon baskıları ve maliyet yapısı nedeniyle stratejik bir yol ayrımında bulunmaya devam ediyor. Sektör bir yandan yüksek hacimli üretim kabiliyetini sürdürürken, diğer yandan elektrikli mobilite ve yeşil dönüşüm başlıklarında hızlanma ihtiyacıyla karşı karşıya. Şimdi teker teker başlıklar halinde bunları açalım:

Üretim Gücü ve Yapısal Dayanıklılık

Sektörümüz, 2025 yılı sonunda yaklaşık 1,4 ila 1,5 milyon adetlik yıllık otomotiv üretimiyle Avrupa’nın önde gelen üretim üslerinden biri olmayı sürdürüyor. Özellikle hafif ticari taşıt, minibüs ve van segmentlerinde Türkiye, küresel OEM’ler açısından vazgeçilmez bir üretim merkezi konumunda. Bu segmentlerde elde edilen ölçek ekonomisi ve kalite standardı, sektörün en güçlü rekabet avantajlarından birisi aynı zamanda.

Bununla birlikte kapasite kullanım oranları, küresel talep dalgalanmaları ve Avrupa pazarındaki belirsizlikler nedeniyle %70 ler bandında seyrediyor. Bu durum, yeni yatırımların daha seçici ve uzun vadeli fizibilitelerle ele alınmasını zorunlu kılıyor.

İç Pazar: Normalleşme ve Seçici Talep

Geçen yıl 1,4 milyon düzeyinde tarihi satışlara ulaşan iç pazar rakamları önümüzdeki hafta netleşmiş olacak. Geçen yıl yüksek faiz oranları, krediye erişimdeki sınırlamalar ve ÖTV yapısı bireysel talebi baskılarken; filo alımları, ticari taşıtlar ve kamu alımları pazarın ana denge unsurları olarak öne çıktı.

Vergi sistemi, özellikle elektrikli ve hibrit taşıtlara yönelik talep yönünü belirlemeye devam etti. Elektrikli taşıt satışlarının toplam pazar içindeki payı %18 lere çıksa da daha fazla gelişme göstermeleri bu yıl mümkün.

İhracat ve Avrupa ile Stratejik Bağ

Otomotiv sektörümüz, bu yıl başında da ülkemizin en büyük ihracat kalemi olma özelliğini sürdürüyor. Toplam ihracatın yaklaşık %16–17 lik payı otomotiv kaynaklı. Ancak ihracatın %60’ten fazlasının Avrupa Birliği’ne yapılması, sektörü AB’deki ekonomik yavaşlama ve regülasyon değişimlerine karşı hassas hale getiriyor.

“Made in Europe” yaklaşımı, tedarik zinciri güvenliği ve karbon sınır düzenlemeleri, ülkemiz için aynı anda hem risk hem de fırsat yaratmakta. Ülkemiz, coğrafi yakınlığı ve sanayi altyapısı sayesinde Avrupa için güçlü bir yakın üretim (nearshoring) alternatifi olmaya devam ediyor. Ancak bu avantajı sürdürmek için, yeşil üretim ve karbon ayak izi yönetimi konularında ilerleme sağlamamız gerekiyor.

Elektrikli Dönüşüm ve Teknolojik Eşik

Bu yıl başında sektörümüzün en kritik gündemi, elektrikli taşıtlara dönüşüm olacak. TOGG’un pazardaki varlığı, kuşkusuz yerli ekosistemin motivasyonunu artırdı. Bunun yanı sıra yazılım, batarya ve bağlantılı taşıt teknolojileri alanında farkındalık yaratmayı başardı. Ancak batarya hücresi, güç elektroniği ve ileri yazılım alanlarında ithalat bağımlılığımız sürüyor.

Küresel markalar Türkiye’yi hâlâ ağırlıklı olarak içten yanmalı ve hibrit araç üretim merkezi olarak konumlandırıyorlar. Tam elektrikli yatırımlar ise enerji maliyetleri, teşviklerin öngörülebilirliği ve uzun vadeli regülasyon netliği gibi faktörlere bağlı olarak temkinli ilerliyor.

Yan Sanayi ve İnsan Kaynağı

Otomotiv yan sanayimiz, yüksek adaptasyon kabiliyetiyle dönüşüm sürecine uyum sağlamaya çalışıyor ve bunda başarılı da oluyor. Ancak özellikle KOBİ ölçeğindeki firmalar için finansmana erişim, karbon raporlaması ve dijitalleşme yatırımları ciddi bir baskı unsuru. Nitelikli teknik iş gücü güçlü olmakla birlikte, yazılım ve batarya teknolojileri alanında yetkinlik açığı giderek daha görünür hale gelmiş durumda.

Sonuç

Yeni yılın başında otomotiv sektörümüz; güçlü üretim altyapısı, Avrupa ile derin entegrasyonu ve deneyimli insan kaynağıyla önemli bir avantaja sahip. Ancak bu avantajın sürdürülebilmesi, elektrikli dönüşümün hızlandırılmasına, yeşil üretim yatırımlarına ve uzun vadeli sanayi politikalarına bağlı. Otomotiv sektörümüzü, doğru stratejik adımlarla yalnızca bir üretim üssü değil, aynı zamanda bölgesel bir teknoloji ve mobilite merkezi olma yönünde güçlü şekilde geleceğe hazırlamalıyız. Yeni girdiğimiz 2026 yılı Made in Europe ve Sınırda Karbon Vergisi politikalarını lanse eden AB Komisyonu’nun baskısıyla bizlere hızlı hareket etme fırsatı vermeli. Başka çıkar yolumuz var mı sizce?


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —